KEFKEN

Kefken ve Batı Karadeniz de Osmanlı DÖNEMİ


XVII. YY. DAN II. SULTAN ABDÜLHAMİD'E BOLU

Bolu, İstanbul'dan tayin edilen ve kısa sürelerle görev yapan beylerce yönetildi. III. Murad'dan sonra, düzen genelde bozulmaya başladı. Bunda beyler, askerler, devlete karşı çıkanlar, kadılar rol oynadılar. Ayrıca, doğuda ve batıda devam eden savaşlarda da Bolu insanca ve ekonomik alanda bütün gücünü kullandı. Devletin istediği tahılı zamanında temin ve istenilen yerlere ulaştırdı. Celâlilerin de zaman zaman soğuk nefesini ensesinde hisseden Bolu, Gerede ve Göynük, kötü günler geçirmiş ise de İstanbul'un yetkisi ile eski günlerine dönebilmiştir. İlk örneği IV. Murad olmaktadır. Bu Padişâh, Revan Seferi dönüşünde, Gerede, Bolu, Dibektaş, Mudurnu, Göynük, Taraklı ve Geyve yolunu kullanmış, Bolu topraklarını şereflendiren, Osmanlı gücünün ne olduğunu gösteren padişâh olmuştur (1635). Sık sık deprem afetine maruz kalan yerler arasında Bolu da görünmektedir. Özellikle, 1668'de cereyan eden yer sarsıntısı, Bolu'da bir çok insan kaybına ve binaların yıkılmasına sebep olmuştu. Kuzey Anadolu deprem hattını etki altına alan olay, sadece Bolu'da değil, Gerede-Çankırı, Niksar, Erzincan ve Erzurum'u da etkilemişti. Bolu'daki büyük camiler de zarara uğramış ve hayır sever kimselerce tamir ettirilme yoluna gidilmiştir. Timurtaş Paşa ailesinden Mehmed Bey'in inşâ ettirdiği ve halk arasında Eski Yeni Cami denilen ibadethane de büyük zarara uğramıştı. IV. Mehmed devrinde, Bolu Beyi, Avusturya Seferi için istenen kuvvetlerle orduya katılmıştı. 1683'de, Bolulu lakabı ile tanınan Mustafa Paşa, Hatice Sultan ile evlenmiş ve saraya akraba olmuştur.

Başkent İstanbul'un tanıdığı simalardan Mehmed Efendi, aslen Mudurnu'lu idi. III. Murad'ın sohbet çevresinden Râziye Kadın'ın damadı olduğundan, Damad Mehmed Efendi diye şöhret kazanmıştır. Çocukluk yıllarını Çepni köyünde geçiren Mehmed Efendi, sonra İstanbul'a gitti. Tahsilini burada tamamladı. Bostanzâde Mehmed Efendi'ye bağlanarak, 1577'de onun Anadolu Kazaskeri olması ile tezkireciliğini yaptı. Daha sonra Ümm el-Veled Medresesine atandı. Galata, Bursa, İstanbul, Kahire ve Mekke kadısı memuriyeti ile hizmet gördü. Bu arada, Anadolu, Rumeli Kazaskerliklerinde de vazife görmüştür. Fatih Camisinin Haliç tarafında bulunan Sinan Ağa Cami karşısında, köşede "Mudurnulu Damad Mehmed Efendi Darü'l-Hadisi'ni kurmuş, çok sayıda öğrenci yetiştirilmesine vesile olmuştur. Rumeli Kazaskeri iken ma'zûl ve 1613'de vefat etmiştir. Aynı eğitim kurumunun bahçesinde toprağa verilmiştir. Darü'l-Hadis bu gün mevcut değildir. Ayvansarayî, Seydizâde ve Ataî'nin kısa malumatı çerçevesinde, Mudurnulu Damad Mehmed Efendi ve Darü'l-Hadis'i unutulmaktan kurtulmuştur.

XVII. yy.ın tanınmış bilginlerinden olan Kâtip Çelebi yazdığı tarih ve coğrafya eseri ile çağına izler bırakmıştır. Bartınlı Hamdi'nin de nakiller yaptığı Cihannûma'da, Anadolu'nun anlatılışı sırasında "Fasl-i Der Livâ-ı Bolu" başlığı altında, şu bilgiler verilmektedir. "Bolu, Anadolu Eyaletinde miyâne pâyedir. Ahalisi Türkmen ve insanlığı güzeldir. Sınırları: Doğuda Kastamonu, kuzeyde Bahr-ı Siyâh (Karadeniz), batıda Koca-İli ,güneyde Hüdâvendigâr (Bursa) vardır. Kazaları bunlardır: Üskübi, Eflâni, Eflâni-i Bolu, Eflakan, Akçaşehir, Aktaş, Amasra, Ulak Deresi, Oniki Divan, Ulus, Ovayüzü, Samako, Taraklı Borlu, Taraklı Yenice, Kıbrıscık, Kızılbel, Pavli, Bender Ereğli, Pencşenbih nâm-ı Diğer Zerzene, Bartan nâm-ı diğer Oniki Divan, Tefen, Todur-ga Çihanşenbih, Hisar Önü, Dört Divan, Dirgene, Devrek, Zenzene, Zagfiranborlı (Safranbolu), Saray, Şihâbeddin, Konur Apa, Gocinos, Gerede, Gökçesu, Gölpazarı, Mudurnı, Mengen, Viranşehir, Yedidivan, Yılanlıca, Yenice-i Bolı, Yörükan-ı Bolı, Yörükan-ı Taraklı".

Bu durumda, Bolu Sancağı, Amasra'dan, Akyazıya, Göynük'e ve Ankara'ya kadar ki sahaları içine almaktadır. Tapu - tahrir defterlerine göre, Bolu merkez kasabası da dikkati çeken yörelerdendir. Aslı Hatun, Gölyüzü, Solakoğlu Cami, Turşucuoğlu, Hoca Bey, Hatîb, Karaçayır, Hacı İlyasoğlu, Ak Mescid, Tabaklar, Naib Ümid, Karamanlı gibi on iki mahalleden meydana gelmektedir. Kâtib Çelebi, "Evsâf-ı Bolu" da, kasaba hakkında şunları yazmaktadır: "Kâide-i Vilâyet sursuzdur ki, esvâk-ı âmiresi ve müteaddid cevâmi ve hamamlar, medreseler ve hanları vardır. İstanbul'dan altı merhaledir. Otuz iki adet köyü vardır. Bunlarda bir cins fındık olur. Ona kısti/fıstı fınduk derler. Ağacı, kestane ağacı gibi gayet lâtif yiyecektir ki, badem tadına benzemektedir. Tanesi fındık gibidir. Şehir, düz bir sahrada vâkidir. Etrafı kûhistandır. Ancak doğu ve batısı açıktır. Üç hamam ve dört câmii, ki biri Şemsi Paşa Câmii ve Karaçayır Mahallesi câmiidir. Dabbağlar (yukarıda Tabaklar diye işâret olunmuştu) Câmii ve Gölyüzü Mahallesi câmiidir. Güney tarafında, çifte sıcak sulu ılıcası vardır. Ricale mahsus olan germabe (Ilıca)'nin havuzu iki tanedir. Nisvân (bayan) Ilıcasının suyu soğuktur. Mudurnu Yaylalarından gelür büyük nehri vardır. Ki Gölpazarı ile Hisar Önü (Ulusu/Filyos) kazaları önünde denize dökülür. Gölyüzü mahallesi ve arasında küçük bir gölü vardır ki onda eğri hasıl olur. Kamış gibi bir ot köküdür. Bolu yakınında iki çeşme vardır. Birisinin suyu çıktıktan sonra sertleşir (taş olur). Birisinin suyu da taşı eritmektedir. Ol çeşmeye ağaçtan tekneler komuşlardır. Bolu'da (üzüm) engür olmamaktadır."

Katib Çelebi, "kâide-i vilâyet sursuzdur" diye yazmaktadır. Demek oluyor ki Bolu iç merkez olmakla, kalesinin bakımına gerek duyulmamış ve Evliyâ Çelebi'nin de işaret ettiği gibi tarihi ömrünü tamamlamıştır. Bundan önceki kale yapımları ve bazı kısıtlı bilgilerin ışığı altında, Bolu mükemmel bir kaleye sahipti. İç ve dış kale ile surları, kuleleri göz alıcı idi. Kalenin etrafı su hendeği ile çevriliydi. Ayrıca, kuzeydoğu kısmında, yağmur suları ile hacmini artıran bir de göl vardır ki bunun hatırası son zamanlara kadar Gölyüzü ismi ile devam etmiştir. Çağa Gölü'ndeki "eğri otu", Gölyüzü'nde de mevcuttu.

EVLİYA ÇELEBİ KARADENİZ GEZİSİNE KEFKEN'DEN BAŞLADI...
Bolu'nun geniş bir şekilde tanıtımını Evliyâ Çelebi'ye borçluyuz. İzmit seyahati esnasında Bolu'nun batısına kadar gelmiş, Sakarya ve Sapanca Gölünden bahsederken, kereste nakliyatı için Düzce Pazar'ın, Bolu'nun vaziyeti üzerinde fikir beyan etmiştir. Evliyâ Çelebi, Trabzon gezisi sırasında, bu defa Bolu'nun Karadeniz kıyısındaki kasabalarına uğramıştır. Kefken'den sonra, Melen Ağzı'nı geçen Evliyâ Çelebi'nin ilk anlattığı yöre Kazak hücûmundan tahrib edilmiş Akça Şehir'dir. Alaplı ve Ereğli gibi iskeleleri de kısaca tasvir etmekte, Hisarönü, Bartın ve Amasra'dan bahsetmektedir. 1645'de, Erzurum'a giderken, takip ettiği yol üzerinde İzmit, Sapanca, Hendek, Düzce pazarı, Üskübi, Bolu, Çağa ve Gerede vardır. Bu münasebetle Bolu için şunları yazmaktadır: "Üskübi'den dokuz saat uzaklıktadır. Kalesini Bursa tekfuru yaptırmıştır. Topraklı yüksek bir tepe üzerinde dört köşe harabe içinde, imârı çok küçük bir kaledir. Anadolu'da Sancak Beyi tahtıdır. On dört zeâmet ve ellibeş tımarı vardır. Çeribaşısı ve alaybeyi vardır. Kanun üzere atlıları ile iki bin sekiz yüz kılıç askeri bulunmaktadır. Bolu, Gökçesu, Sazak, Gerede, Dörtdivan ve Yığılca gibi nahiyeleri vardır. Kadı ve yöneticiler adaletli davranmak zorundadır. Zira reayası üç günde istanbul'a gidip, şikayet ederek, zalim hakimin hakkından gelirler. Yeniçeri serdarı, sipahi kethüdası yeri, nakib el-eşraf-ı vardır. Her ne kadar Türklük ise de ayan ve eşrafı, tüccarı çoktur. Gerçekten mamur ve abadan bir büyük şehirdir ki, topraklı bir dağ arasındadır. Otuz dört mahalle, otuz dört cami vardır. Üç bin kadar zarif binası mevcuttur. Bazı ailelerin evleri ve hanları kiremit örtülüdür. Paşa Sarayı, Şemsi Paşa Sarayı, Zülfikar Ağa Sarayı da bakımlıdır. Camilerin en güzeli çarşı içindeki Mustafa Paşa Camii'dir".

Osmanlı devresinde de Bolu zengin orman örtüsüne sahipti. Çam, kayın ve meşe başta olmak üzere her türlü ağaç cinsi göze çarpıyordu. Bolu kerestesi, İstanbul'da tanınmıştı. Bütün ahşap yapılarda bu kereste kullanılıyordu. Ancak, sık sık meydana gelen yangınlar, Bolu'dan sürekli kereste nakliyatını devam ettirmiştir. Öküz arabaları ile İzmit, Akçaşehir, Alaplı, Ereğli ve Bartın iskelelerine indirilen keresteler, yelkenlilerle İstanbul'a gönderilmekteydi. Akçaşehir'de, hususi kereste depoları vardı. Tahtalar burada ızgaralanarak kurutulur ve daha da sertleşmiş, hafiflemiş olarak İstanbul piyasasına arzedilirdi.

BARTIN , EREĞLİ , ALAPLI , AKÇAŞEHİR VE KEFKEN'DE KALYON İNŞAASI...
Tersane-i Amire için en elverişli kereste yine Bolu ormanlarından temin edilmekte idi. Verdinar ve serenler iç kısımlardan kesiliyor, Sakarya, Mudurnu Suyu, Melen, Filyos veya Bartın Çayı vasıtası ile denize kadar taşınıyordu. Bartın, Ereğli, Alaplı, Akçaşehir, Kefken gibi merkezlerde kalyon inşaası yapılmakta idi. Tersane-i Amire'nin İzmid (İznikmid) kolu için Bolu Konur Apa, Akyazı, Ab-Safi ve Sapanca Dağlarından kesilen keresteler, miri yani devlet ormanlarından görevlendirilmiş öküz arabaları ile İzmit Tersanesine nakledilmekte idi. Buna dair belgelere sık sık rastlanmakta bazı anlaşmazlıklar için de ilgili merkezler kadılarının dikkati çekilmekte idi. İstanbul ve Saray'ın kömür, odun ihtiyacını da yine Bolu ormanları karşılamakta idi. Kömür, meşeden yapıldığı için, bazen özel meşe ormanları da vücuda getirilmiştir. Diğer taraftan kereste kesimi de belirli kaidelere bağlanmıştı. Miri ormanları yakan ve tahrip eden, açma yapan insanlara da sık sık rastlanıyordu.

Evliya Çelebi'nin ve bazı arşiv belgelerinin de vurguladığı gibi orman ürünlerine bağlı su yolu taşımacılığı da gündeme getirilmiş ise de hayata geçirilememiştir.

OSMANLI DÖNEMİNDE KARADENİZ SAHİL YOLU KEFKEN'DEN GEÇİYORDU...

Evliya Çelebi'nin geliş-gidişlerinden de anlaşıldığına göre, Bolu önemli yollar üzerinde bulunuyordu. Sahil yolu, İstanbul, Şile, Kefken, Karasu, (bazen Deniz Köy), Melenağzı, Akçaşehir, Alaplı, Ereğli, Hisarönü, Bartın ve Amasra çizgisini teşkil etmekte idi. 

 KEFKEN EREĞLİ VE BARTIN ÇAYI AĞZI DOĞAL SIĞINAKLARDIR.
        Deniz yolculuğu kolay olmasına rağmen fırtınalı havalarda tehlike arz ediyordu.Başlıca sığınaklar Kefken, Ereğli ve Bartın Çayı ağzı olmakta idi. Karadeniz'de bir çok yelkenli, Kafkas ve Kırım hatta Rumeli sahillerinden yükledikleri tahıl vs. ile fırtınaya tutulmakta ve Bolu sahillerine düşmekte idi. İstanbul'dan Sinop ve Trabzon yolunu takip eden yelkenlilerin Bolu'daki yegane yön bulma işareti Ereğli'de Baba Burnundaki fener idi. İstanbul'un başkent oluşundan sonra halkın Bağdad yolu adını verdiği ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında işlerlik kazanan kuzey yolunun başlıca uğrak yerleri şunlardı: İstanbul, Üsküdar, Bostancı, Kartal, Hereke, Gebze, İzmit, Sapanca. Sapanca'dan sonra yol ikiye ayrılıyordu. Biri, Geyve'ye dönüyor Bolu veya Ankara'ya ulaşıyordu. Geyve, Taraklı, Göynük, Mudurnu, Bolu. Göynük'ten sonra hemen doğuya Sakarya vadisine doğru inen yol, Nallıhan, Beypazarı, Ayaş üzerinden Ankara'da sona eriyordu. Göynük'den sonra Mudurnu'ya oradan Aktaş Boğazı ile Bolu'ya bağlanan yol, kuzeyden geçen hat ile birleşiyordu. Sapanca'dan sonra, doğuya Akyazı ovasına giden yol. Sakarya ve Mudurnu suyunu aşarak Akyazı'ya uğramadan Hendek pazarına geçiyordu. Eğridere Vadisini aşan yol, Melen Köprüsü geçildikten sonra, Düzce Pazarı oradan Üskübiye bağlanıyordu. Üskübü, Bakraz, Muncurlu, Üçköprü Derbendi., Kaynaşlı'dan geçen yol Bolu Dağı dibindeki Darıyeri hanlarından, zikzaklar çizerek 700m kadar yükselerek, Derbend'e gidiyordu.

Bolu'ya kadar ova içinde uzanan yol, Köroğlu Derbendi, Çağa ve Gerede'de hep ormanlık arazi içinde kalıyordu. Bolu, XVII. yy. dan itibaren kervanların geçtiği Erzurum ve Kayseri istikametine gidenlerin ikamet ettiği kasaba idi. Bu yüzden merkez ve kazalarda büyük değilse de normal hanlara rastlanmaktadır ki çok azı zamanımıza kadar gelebilmiştir. Sapanca'da Rüstem Paşa, Hendek'de Mustafa Paşa, Düzce'de Şemsi Paşa, Üskübi'de isimsiz, Darıyeri'nde Şemsi Paşa hanları göze çarpmaktadır. Göynük ve Mudurnu'da da büyük hanlar vardır. Rüstem Paşa'nın kervansaray ağının bir bölümünü de Mudurnu'daki Dibek Hanı teşkil ediyordu. XVIII. yy. da hala işler vaziyetteki Dibek Hanı, IV. Murad'ın sefer dönüşü civarında konakladığı yapıdır.

Bolu'da da kiremit örtülü hanların varlığından bizi Evliya Çelebi haberdar etmektedir. Yedi kadar han Şemsi Paşalılara aittir. Ayrıca hususi şahıslara ait hanlar da vardır. Bolu Bedesteni de bölgenin en büyük ticari merkezi idi. Gerede ve Safranbolu hanları da Kastamonu'ya kadar yolcuların dinledikleri, kervanların da çeşitli gereçlerini karşıladığı yerlerdi.

Gerede-Ankara bağlantısı ise basit bir yoldan ibaretti. Köylerin bir birinden çok uzak olması, dağların yarısının ormanlık ve yarısının da yaylalardan meydana gelmesi, nedense pek ilgi görmemiştir. Gerede'den üç dört konak sonra Yabanabad yani bugünkü Kızılcahamam vardı. Ancak, Kazan'a, sonra Ankara'ya ulaşabilmek için Bolu Dağı gibi arızalı Karga/sekmez Dağını aşmak zorunluluğu vardı.

Bolu Hanlarının önde gelen örneklerinden biri olan Taşhan Büyük Cami batısındadır. Bugün bile aynı özelliğini korumaktadır. Üstü demir kaplı kapısı ve kemerin solundaki kitabe ilk defa Bolu Vilayeti Salnamesinde metin olarak verilmiştir. A. Gökoğlu Paphlagonia'sında günümüz alfabesi ile kitabeyi kamuoyuna sunmuştur; Bi-Avn'illâh Bolu şehrinde bu han oldu nev-icâd
Ne vâlâ Yıldırım Han Camii kurbinde hoş abâd

Ser-bevvâb Dergâh-ı mu'allâ meskenet-i pirâ
Cenâb-ı hacı Abdullah Ağa kıldı ânı imhâd

Civâr-ı câmi'a evvelce şadırvan akıtmışdı
Dâhi muhtac olan nice mahalde çeşmeler tadâd

O, nev-mecrâya vakıf olmak için yapdı bunu ancak
İlim ü kadr-i mutlak mükâfatın ede müzdâd

Bu han-ı kargirin çün esasın kurdu nev uslûb
İki kat odalar mergub idüb nur-ı sem'aya isnâd

Zeh-i me'vayi bi hemta içi dışı bütün ra'na
Yukarı katı hem bâlâ eder nazaresi dilşâd

Bununla oldu şadani derun-ı sûk-ı Sultâni
Veli gör eski Taş Han'ı bu hanın pâyine iftad

Bu han'ın vasfını Alî eden ni'met-i âli
O da baninin ikbali, Hüdâ verdi ana irşâd

Suyun buldurdı mecraya o vâlâ mahzen-i maye
Bu han'ın havzın ortaya alub, verdi safadan dâd

Akar su dahil ve haric meta'ı bunda pek rayiç
Hayat olsun hemen var, iç, du'a-ı hayrla kıl yâd

Alup bu güherin sırrın delüb takdı, bulıb yerin
Bolu Pazarı'dır şirin bu han oldu ana ferhad

Erer kıldı o zû himmet bu şehr içre büyük ni'met
Yola geçmişti rahmet-i peder mader kamu ecdâd

O zâtın maksadı şudur güzel meşreb güzel huydur
Ezelden niyeti budur ki mecrâ görmeye ifsâd

İlâhi sakla afâtdan bu şehri aksi hâletden
Ahâli sin hasaratdan kederden eyle gel eb'âd

Hitâm-i hâne kıldı Talibi bu vasfla tarih
Aceb nadide han oldu bu zibâ tarh-ı nev-bünyâd
Sene: 1219

Bu kitabeden Han'ın 1804'de, Serbevvab Hacı Abdullah Ağa tarafından inşa ettirildiği anlaşılmaktadır. Otuz altı odası vardır. 1952'den önce, Sirkecinin Mustafa Özen'in tasarrufunda idi.

Bolu, doğudan batıya, batıdan doğuya kara ve deniz yolu ile giden gezginlerin geçtiği ve bu münasebetle tanıttığı yerdi. Evliya Çelebi'den sonra, Jean-Babtiste Tavernier, Richard Pococke (1740), Chevalier M. Otter, James Morrier (1808), Adrien Duprê (1808) Bozoklu Osman Şakir (1810), John Macdonald Kinneir (1814), Sir Ker Porter (1819), Eugêne Borê (1837), William Francis Ainsworth (1838 - 1840), Xavier Hommair de Hell, A. D. Mortdmann (1856), George Perrot (1861), Walther von Diest (1886) ve Richard Leonhard (1903) gibi gezginler Bolu ve kasabalarından geçmişler, bazen kısa bazen de geniş bilgiler vermişlerdir ki, resmi belgelerde olmayan haberleri de onlara borçluyuz.

Bu gezginlerin temas ettikleri noktalardan biri de Bolu ayanlarıdır. III. Selim ve II. Mahmud devrinde etkinlikleri görülen önemli ayanlar . Kolçakpaşazade Hacı bey, Corazoğlu Halil Ağa, Emir Haliloğulları, Ramazanzadeler, Velioğulları, Kalınbacakoğulları, İsmail ve Hasan Beyoğulları, Küçük Haliloğlu, Hendekçioğulları, Topçuzadeler, Serhoş Osman, Paşabeyzade Abdullah, Ali Molla, Çalıkzade, Haydudoğlu, Tölemenoğlu'dur. Bolu, Üskübü, Akçaşehir, Gökçesu, Ereğli ve Gerede ayanları uzun zaman kendilerinden söz ettirmişlerdir. Ancak, bunların çoğu Hüsrev Paşa'nın yöneticiliği sırasında ortadan kaldırılmışlardır. Genel olarak ayanlık hakkındaki bilgiler Prof. Dr. Yücel Özkaya'nın araştırmasında ele alınmıştır. Ayrıca, Bolu'daki resmi belgelerden faydalanarak, Midhat Kemal Bey, "Ayanlar Devrinde Bolu" da, bunların faaliyetleri hakkında bilgi vermektedir. III. Selim ve II. Mahmud zamanında Bolu'da ve İstanbul'da etkinliklerini gördüğümüz "Hacı Ahmed Oğulları" da, yeniliklerin en ateşli taraftarı idi. Ne yazık ki İstanbul'da meydana gelen ayaklanmada, devlet yönetiminde yararı görülecek Hacı Ahmedoğlu İbrahim, katledilmiştir. Tarihçi Şanizade, Hacı Ahmetoğlu bahsinde, ondan ve meydana gelen olaydan bahsederken şunları belirtmektedir: "Anadolu hanedanından olup, III. Selim zamanında gözdelerden biri olan mukaddemce İstanbul'a celb ile Dergâh- Âli Kapucubaşılığıyla benam ve büyük Mirahorluk payesiyle merbut İstanbul'da görevli bulunan Bolu Beyi Hacı Ahmedoğlu, önceleri, Bolu'daki Asakir-i Şahane ve bina-ı kışla ve bimarhane hususlarına mukaddem ve mu'in olduğu sebebi ile İstanbul'da ekseri manav ve aşçı ve gözlemeci ve biraz da muhtekir olduklarından gasb-ı emvâl ibadıyla karargir mertebe-i vafiretle kesr Bolu Türklerinin kendüye gayz ve adavetleri derkar olmağla, yedlerinde giriftar oldukta, kantere-i seyf-i dumardan velayet ve emrar eylediler". Böylece Seyyid İbrahim gibi önemli şahsiyet, ortadan kaldırılmıştır.

1821'de, Rum tercümanlarından İstavraki (Stavraki) Bey, büyük oğlu da beraberinde olduğu halde Bolu'ya sürüldü. Ilıca'dan şehre dönerlerken önlerine çıkan kimselerin hücumuna uğradılar ve bıçaklanarak öldürüldüler. Bu işe meşhur Halet Efendi'nin karıştığı şeklinde söylentiler kamuoyunu meşgul etmiştir.

1840'da, Kapucubaşılardan Hüseyin Bey, Gümrükçü Osmanpaşazade Edhem Bey ve Bolu Hanedanından Mehmed Ağa, Bolu ve kazalarının muhassıllığını aldılar.

II. Mahmud'un ölümünden sonra, Osmanlı tahtına Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad ve II. Sultan Abdülhamid tahta çıktılar. Dünya meselelerinin iyice yoğunlaştığı bir zamanda, Büyük Devletler arasında Osmanlının haşmetini yaşatmaya çalıştılar. Tanzimat ve Islahat uygulamaları Bolu'da akislerini buldu. Bolu idari değişikliklere de sahne oldu. Kastamonu Vilayetinin bir sancağı, sonra müstakil Bolu sancağı şekline getirildi.

II.ABDÜLHAMİD VE V.MEHMED REŞAD DÖNEMİ(1876-1918)

Abdülmecid'ten sonra tahta Abdülaziz Han geçti. 1864 yılında Vilayet Nizamnamesi yürürlüğe sokuldu. Buna göre, Osmanlı imparatorluğunun mülki yapısında bu tarihe kadar devam etmiş olan eyalet, sancak, kaza yerine yenileri kabul edildi. Vilayet, Mutasarrıflık, kaza ve nahiye yapısı uygulamaya sokuldu. Buna göre, Dörtdivan nahiyesinin yeni düzendeki durumu şöyleydi; Kastamonu Vilayeti, Bolu Matasarrıflığı, Gerede kazası ve Dörtdivan Nahiyesi. 1864 yılına ait Osmanoğulları Devleti Yıllığında, ilk mülki bölünüş şöyleydi:

Bolu Sancağı: Bolu, Dörtdivan, Gerede, Çağa, Mudurnu, Kıbrıscık, Pavli, Düzce/Konurapa, Gümüşabad, Efteni, Üskübü, Akçaşehir, Bender Ereğli, Alaplı, Samako, Yılanlıca, Devrek, Dirgine, Sekiz Divan, Yenice, Tefen, Göynük/Torbalı ve Mihalgazi... Bolu'nun batısında küçük bir köy iken birden büyüme gösteren Konrapa'da da etkili değişmeler meydana gelmiştir. Konur Apa/Konrapa, iptal edilerek, yerine Düzce Kazası kuruldu (1871). Düzce pazarının merkezi olan Düzce, kaymakamın ikamet yeri oldu. Üskübi de nahiye daha sonra köy durumuna düşmüştür. Efteni, Gümüşabad, Çilimli gibi eksi kazalar da özelliğini yitirmiştir. Kerameddin ve Çuhalı'dan oluşan Akçaşehir de, Düzce'den ayrılmış ve Bolu Sancağının kazası durumuna yükselmiştir.

Yeni düzenlemede, vilayeti vali, mutasarrıflığı mutasarrıf, kazayı kaymakam ve nahiyeyi de müdür yönetmiştir. Köyler, ağalar yerine muhtarlara havale edilmiştir. Bolu zaman içerisinde, bazı küçük idari değişikliklere de uğramıştır.

Abdülaziz, V. Murad, II. Sultan Aldülhamid Mehmed Reşad devri mutasarrıfları:

Ali Asaf Paşa 1866-1867
Ratib Bey 1867-1868
Nuri Paşa 1868-1871
Halil Sami Paşa 1871-1873
Tevfik Paşa 1873-1874
Necib Bey 1874-1877
Ali Rıza Bey 1877-1883
İsmail Kemal Bey 1883-1887
Namık Bey 1888-1890
Ahmed Şevki Efendi 1890-1890
Ziya Bey 1891-1893
Mustafa Zihni Paşa 1894-1901
Bekir Paşa 1901-1903
Ferid Paşa 1903-1903
Rıza el-Salah Bey 1904-1905
Hakkı Paşa 1905-1905
Reşid Paşa 1906-1906
Ali Osman Bey 1906-1907
Nüzhet Paşa 1907-1907
Esad Rauf Bey 1908-1909
Kâni Bey 1909-1910
Cemal Azmi Bey 1910-1911
Ali Osman Bey 911-1913
Müfid Bey 1913-1913
Ali Seydî Bey 1913-1916
Reşad Bey 1917-1917

 

Mondros Mütarekesinden Cumhuriyetin ilanına kadar (1918-1923) Bolu'da yönetim şekli, "Müstakil/Bağımsız Mutasarrıflık" idi. Bilindiği gibi Mutasarrıflık, valilik ile kaza kaymakamlığı arasında yönetim şeklidir. Bolu Mutasarrıflığı veya Livasını ise "mutasarrıf" unvanlı kişi yönetiyordu. Milli Mücadele adını verdiğimiz İstiklal Savaşında görevdeki Bolu Mutasarrıfları şunlardır.

1. Abdülkadir Bey 1918-1919
2. Ali Haydar Bey 1919-1920
3. Nazım Bey (vekil) 1920-1920
4. Halil Bey 1920-1921
5. Ahmed Fahreddin Bey 1921-1923

 

1877-1878 Osmanlı Rus Savaşlarında, Bolu, İzmit ve Adapazarı büyük ölçüde göçmen akınına uğradı. Kısa zamanda, Rumeli, Kafkasya, Doğu Karadeniz ve Anadolu'dan gelen insanlarla, Sefine-i Nuh'a benzedi. Kafkasya'dan, Çerkesler/Gürciler ve Abazalar, Doğu Karadeniz'den Lazlar (Batum, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu), Doğu Anadolu'dan, Ahıskalılar, Karslılar, Erzurumlular ve Erzincanlılar ki bunlara Bayburd ve Gümüşhanelileri de ilave etmek gerekmektedir. Kırım ve Romanya'dan göç edenlere Tatar denilmiştir. Düzce'de bir mahalle onlara aittir. Rumeli'den gelenler ise Arnavutlar, Boşnaklar, Bulgaristanlılar Düzce-Adapazarı'nda iskan olundular. Rumeli göçmenleri, evlâd-ı fatihân çocukları idiler. Bunlar vakti ile yeni feth edilen topraklara, Yıldırım ve Fatih Sultan Mehmed zamanlarında iskan edilen Geredeli, Mudurnulu, Göynüklü, ve Taraklılardı. Lazlar da yine Düzce, Ereğli, Karasu ve Adapazarı dolaylarında yerleştiler. Düzce kasabası yakınındaki Dereli Tütüncüler bunlardandır. Keza, Üskübi - Akçaşehir arasındaki dağlık yörede Kabalak- Heciz çizgisinde Lazlara senetle yer verilmiştir. Rize'deki, o zamanki tabirle, Lazistan'daki insanların Düzce yöresine getirdikleri, taşıdıkları coğrafi isim Hemşin'dir. Düzce, Hendek, Akçaşehir, Akyazı ve Adapazarı dolaylarındaki Kafkasyalı göçmenler yeni hayata kendi kültürleri çerçevesinde hemen uyum gösterdiler. Elbuz Bey, Mehdi Bey, Esma Hanım, Hasan Bey, Talustan Bey, Hacı İshak gibi kişiler de II. Sultan Hamid devrinin Kafkasyalı ileri gelenleridir. Bunlar saraya da akraba oldukları için, bununla her zaman öğünmüşlerdir. Elbuz Bey'in kızı İkbal unvanlı Behice Hanımefendiyi örnek verebiliriz. Göçmenler, daha çok Düzce'nin gelişmesinde etkili rol oynamıştır. Sultaniye, Aziziye, Mecidiye gibi köyler Padişah ailesine duyulan sevgiden kaynaklanmıştır. Bolu ise, yerleşmiş ilk Türk boyları bakımından saf kalabilmiştir. Yumrukaya, Bulgaristan'dan gelenlerin iskan yeridir. Açma yolu ile Elmalık Köyünü kuranlarda Kafkas asıllıdırlar.

Bolu Mutasarrıfları döneminde dikkati çeken yönetici de İsmail Kemal Bey'dir. Daha sonraları Arnavutluk Devletinin kurucusu olarak karşımıza çıkan İsmail Kemal Bey, Hisar çevresinde, Bolu içinde, köylerde, kazalarda imar hareketlerini devam etmiştir. Kısa zaman öncesine kadar kullanılan yolları ona borçluyuz. Şose (chauss'e) denilen modern yolu Bolu'ya kazandıran odur. Trenin İzmit'e kadar ulaşmasından önce, bu kara yolları son derece önemli idi. Bolu, Bakacak, Darıyeri, Kaynaşlı, Üçköprü, Düzce şosesi ile eski Bağdat Caddesi artık eski önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Düzce, bir Alman gezgininin de vurguladığı gibi Osmanlı ülkesinde Avrupa tarzı yapıya kavuşmuştu. Hükümet binası etrafında, Büyük Cami çevresinde gelişen kasaba, Kiremit Ocağı, Mergiç şosesi ile Melen Çayına ulaştırılmıştır. Keresteden yaptırılan köprü, her zaman yolcuları bezdiren Melen üzerinde, anıtsal görünüşe sahipti. Kışla' dan sonra daha kısa olan Nuhviran Boğazındaki yol, Hendek ve Adapazarı'ndan geçiyor İzmit ile İstanbul'a ulaşıyordu. İsmail Kemal Bey, sadece karayolu ile uğraşmamış, Bartın, Hisar Önü, Melen gibi akarsuları da inceletmiştir. Böylece, su yolu taşımacılığı için de teşebbüsleri olmuştur.

Bolu insanı, her cephedeki savaşa katılmıştır. Plevne Savunmasında, Yunanistan-Teselya Harekatında Bartın, Göynük, Düzce ve Bolu rediflerinin kahramanlığı, kendisini araştıracak tarihçileri beklemektedir. I. Meşrutiyet İdaresi ile de tanışan Bolu, Meclis-i Mebùsan-ı Osmaniye'ye, Kastamonu Vilayeti ile birlikte milletvekillerini göndermişti. Böylece yeni yönetime katkısı olmuştur. Vital Cuinet`ye göre Bolu'nun II. Abdulhamid devrindeki Kazaları: Merkez Bolu, Ereğli, Düzce, Bartın, Göynük, Gerede, Mudurnu, Hamidiye (Devrek) dir. Bu kazaların nahiyeleri Gökçesu, Amasra, Çağa, Akçaşehir ve Çarşamba (Seben) dır. Sancağın köy sayısı 1131, toplam nüfusu da 325.300' dür.

II. Abdülhamid, koca bir imparatorluğu dağılmaktan kurtarma çabası içinde idi. Ancak, bu defa tebaa-ı şâhane adı verilen Hristiyan unsurlar arasında kaynaşma başladı ki bunlar arasında, Ermeniler ön planda idi. Rusların ve batılı devletlerin desteği ile ekmeğini, tuzunu yediği Osmanlı'ya karşı, ihanete hazırlanıyordu.

Bunun için Hınçak ve Taşnaksotyun gibi partiler yasal ve yasal olmayan şekilde, Ermeni kimliğini yaşatmaya çalıştılar. Çeşitli nedenlerle Anadolu'nun bir çok yerinde yerleşmiş olan Ermeniler ile Türkler arasında, II. Mahmut' dan önce herhangi bir ayrılık yoktu.

Abdülmecid zamanında, ilk Ermeni ailesi Bolu'ya gelmiş ve kasabada yerleşmişti. Onları diğerleri takip etti. Doğu Anadolu'da ki karışık vaziyetten hoşlanmayan Ermeniler bu defa, topluca batı yörelerine geldiler. İzmit' de, Bahçecik ve Armaş (Ermeşe) Aslan Bey ve Ovacık' da; Adapazarı merkezinde, Sapanca'da: Düzce'de, İcâdiye mahallesinde ve Bolu'da ise ılıca yolu üzerinde yerleştiler. Sanat ve ticarete alışkın oldukları için, üst sosyal kurumlarda etki sahibi oldular. Köylere kadar giderek çerçi usulü ile zenginleştiler.

Bolu'da gündelik hayatta en etkin yapılardan biri de "Saat Kulesi" idi. Bu kule hakkında ilk bilgiye, Bozoklu Osman Şâkir Efendi'nin 1810 yılına ait kaydında rastlamaktayız. Hatta, gezi izlenimleri, resimlerle süslendiğinden, Bolu şehri yanında müstakil bir saat kulesi de çizilmiştir.

A.D. Mortmann, 1856'da Bolu'ya geldiğinde Hisar' ın üstünde ve batı ucunda bir saat kulesi görmüştür. Gezgin, kuleyi incelediğinde, kitâbe de görmüş ve 1836 tarihini okumuştur. S. Eyice ise, bu tarihin doğruluğundan şüphe etmekte, Osman Şâkir' e dayanarak, 1836'dan önce de var olduğunu ileri sürmektedir.

Bolu Salnâmesinde de açık bilgi yoktur. Burada"saat kulesi ile Muvakkithanenin tarih-i inşâsı hakkında kat'i bir malumat yoktur. Resmi kayıtlar ve Şer' i Sicillerde bu hususa dair belki resmi belgeye rastlanır. Söylenenlere göre, Saat kulesi ile Muvakkithane, Sultan Mahmud zamanında bina edilmiştir" ifadesine yer verilmektedir.

İstanbul'da neşredilmekte olan Basiret Gazetesinde, 1877/1878 yılına ait haberde, Saat Kulesinden söz edilmekte ve "Bolu Kasabasında Hisar diye söylenen tepe üzerinde eskiden inşa edilmiş ve üzerinde çanlı büyük bir saat konulmuş olan kulenin harap olmasından dolayı onarılması gerekmektedir. Eğer, şu sıralarda tamir edilmez ise ileride daha da kötü duruma düşerek, yıkılma ihtimali vardır. Böyle bir eserin ve özellikle herkese hizmet eder bir yapının yıkılmaya yüz tutup da, bir takım insanların saat sesini işitmekten mahrum olması câiz olmayacağından, bunun şimdiden tamirine emir verilmesi gerekmektedir. Bundan dört gün önce, gece saat 04 sularında bir yer sarsıntısı meydana gelmiş, hamdolsun hafifçe geçmiştir. Her hangi bir zarar da olmamıştır" denilmektedir.

İstanbul gazetelerinde Bolu kaynaklı bir çok habere rastlandığına da temas edelim. Bu haberler Ereğli, Mudurnu ve Bolu'ya aittir. "25 Ekim 1888'de, meydana gelen fırtına, Ereğli'de üzüntüye sebep olmuştur. Kasabadan bize ulaşan resmi haberlere göre, gündüz saat onda fırtına başlamış, bu sırada iskelede Şîr-Efsân Vapuruna kömür taşımakta olan kayıklardan birisi batarak, içinde bulunan iki kişiden biri kurtarılabilmiş ise de diğeri yani Ali boğularak ölmüştür. Alaplı'da da bir mavna batmıştır. Üç kişiden meydana gelen tayfası da boğulmuştur. Bu sırada Ereğli İskelesi yakınında tahminen 5000 kıyye kadar tuz yüklü olup, yükünü boşaltmak için nöbet beklemekte bulunan bir kayık dahi batarak, sahilde yapılıp inşaatı bitmediği için içinde kimse bulunmayan iki katlı bir binada çarpma sonucu yıkılmıştır". Mürüvvet Gazetesi, bu fırtına haberini Kastamonu Gazetesinden iktibas yolu ile sütunlarına almıştır.

Sabah Gazetesinde ise Mudurnu ile ilgili ilginç haber de Hükümet Konağı hakkındadır. "Mudurnu kazası Hükümet Konağı bundan birkaç sene evvel yanmış olmasından dolayı mahalli memurlar, zorunlu olarak, kiralanan bir binada fakat çok rahatsız bir halde bulunmakta idiler. Bu kere , Bolu Sancağı Mutasarrıflığının vilayet makamına vukubulan resmi başvurusuna nazaran adı geçen kazada gayret sahipleri ve yardımseverlerin harekete geçmesi ile yeni bir Hükümet Konağı yapılmasına izin verilmişti. Şu ana kadar 100.000 krş. kadar yardım toplanmıştır."

Ereğli haberinde olduğu gibi Sabah Gazetesi de Hükümet haberini Kastomonu' dan almış ve sütunlarında yer vermiştir.

Bolu'dan demiryolu geçirme çalışmaları olduğu kulaktan kulağa zamanımıza kadar gelmişti. Haydarpaşa'dan başlayan demiryolu önce İzmit'e uzatıldı. Sonra, Hükümetin aldığı karar ile Eskişehir ve Ankara'ya bağlandı. İzmit, Sapanca, Arifiye, Geyve, Lefke ve Bilecik yolu ile Eskişehir bağlantısı sağlandı. Adapazarlıların sürekli başvuruları sonucunda Sapanca, Arifiye, Beşköprü güzergahı ile demiryolu Adapazarı'na kadar getirildi.[1890] Resmi bir törenle açılışı yapılmıştır. Zaman zaman gazete haberlerine göre bu demiryolunun Bolu veya Karadeniz Ereğlisine uzatılacağı göze çarpmaktadır. Ancak nedense gerçekleşemedi. Ama, 1890 ve 1891'li yıllarda gazeteler yine Bolu Demiryoluna ait haberleri sütunlarına aldılar. Servet Gazetesi bu hususta şu haberleri aktarmaktadır: "Üsküdar Mutasarrıfı Bahri Paşa ile Mösyö Kaullas'ın Üsküdar'dan Bolu'ya kadar bir şimendefer (Chemein de Fer) hattı temdidi imtiyazı hakkında takdim eğledikleri mukavelenâme ve şartname layihası rehin-i tasdik-i âli olması ile imtiyaz-ı mezkurun mumaileyh Mösyö Kaullas namına Fermân-ı Âli şân' ın tanzimi hakkında canib-i Bâb-ı Aliye evâmir-i lâzime ita buyrulmuştur."

Bir yıl sonraki aynı gazete nüshasında, Bolu Demiryolu için şunlar ifade edilmektedir: "Erkân-ı Harbiye Ferikân-ı Kirâmından Saadetlü Necip Paşa Hazretleri tarafından imtiyazı talep edilmiş olan İzmit ve Diyarbakır hatt-ı kebiri hakkında İstanbul Gazetesinin 29 Mayıs 1891 günlü nüshasında, adı geçen hat İzmit'ten başlayacak, Bolu ve Gerede-Osmancık, Sivas, Malatya ve Ergani yolu ile Diyarbakır'a ulaşacaktır".

II. Abdülhamid' in tahttan uzaklaştırılmasından sonra yerine 1909'da V. Mehmed Reşad Padişah oldu. İstanbul'da meydana gelen hareketler Bolu tarafından onaylanmadı. Merkez , Gerede ve Düzce'den gönderilen telgraflarla, meclis-i mebusan-ı Osmâni nezninde uyarıda bulunuldu. Hürriyet havasının beraberinde taşıdığı particilik: O zamanki deyimiyle fırkacılık rüzgarı Bolu'da da az sonra etkilerini gösterdi. İttihat ve terakkiciler yanında Hürriyet ve İtilafçılar da Bolu'da, kazalarında teşkilatlandı ve seçimlerde hayli heyecanlı anlar yaşandı.1912 seçimlerinde Abdülvahhab ve Şeref, İttihatçı olmadıkları için Meclis'de yerlerini alamadılar. Teminat Gazetesindeki yazıları ile dikkati üzerinde toplayan Abdülvahhab, hem İstanbul ve hem de Boluluları aydınlatmaya çalışmıştır. Kâni Bey, Bolu Mutasarrıfı olarak, kendisini hissettiren imar faaliyetleri ile göz dolduran bir yönetici idi. Mısırlızâde Aziz Efendi ailesinden olan Süleyman Kâni (İrtem), 1871'de doğmuştur. Selanik Usturumca, Rupçuz, Vodina, Darıdere, Ohri, Manastır kaymakamlıklarında çalıştı. Bu arada merkezi Selanik olan gizli İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. 11. Meşrutiyet ile birlikte şansı açıldı. Cebel-i Bereket ve Kayseri Mutasarrıflıklarında bulundu. Daha sonra Bolu'ya tayin edilmiştir. Bolu'nun batısında, Tabaklar Mahallesi ile Uğurlu Naib arasındaki yerde, halkın Saray dediği meşhur Hükümet Binasını inşa ettirdi. Bunun için kaleme aldığı şiir önemlidir.

"Adâlet oldu Terakki-i İttihad'la temam
Cihân etdi , uhûvvet herim-i dâr-ı selâm
Reşâd Han'a dualar edildi ez dîl ü cân
El açdı barigeh-i Hakk'a Âlem-i İslâm
Zemân-ı ma'deletinde binası bu kasrın
Olunca yümn ü şerefle rehin-i hüsn-i hitâm
Yazıldı tâkına târih-i bi- sırrı bâ Bolu'nun
Bu neh hükûmeti kıldı Kâni Bey itmam
30 Teşrin-i evvel 1327 (Ekim 1911)"

Kani Bey'den sonra Bolu Mutasarrıflığına Cemal Azmi Bey getirildi. Bu sırada Balkan Harbi başladı. Bulgarlar Çatalca'ya kadar ilerlediler. Onları durdurmak için canla başla çalışan askerler - gönüllüler arasında Bolulular da vardı. 1914'de, Bolu Köyleri Seferberlik İlanı ile bütün gençlerini cephelere gönderdi. Askerlik şubeleri bu isimsiz kahramanlarla dolup taştı. Bolu'nun hemen yanı başındaki Urumşalar/Kılıçarslan Köyünde de asker uğurlaması yapılıyordu. Seyyit Ağa iki oğlunu Mehmet ve Hasan'ı da yaşlı gözlerler uğurluyordu. Diğerleri gibi bunlar da cepheye koştular. Vatan için çarpıştılar. Hasan şehit düştü. Mehmet ise esir edilerek, Mısır'a sürüldü. Piramitler gölgesindeki akıl almaz İngiliz işkencesine dayanarak, bir gün, ayrıldığı Kılıçarslana dönebildi. Hasan için ağıtlar yakıldı. Seyyit Ağa memnundu. Bir oğlu şehit düşmüştü. Şimdi o şehit babası idi. Bolu olsun, kazaları olsun hemen her köy, evinden bir fidanını yad ellere şehit bırakmıştı. Çanakkale, Galiçya, Yemen, Sarıkamış, Arabistan, Suriye ve daha bir çok vatan köşesinde Bolu'nun şeref tabloları ebedi uykularını, mezar taşsız bir toprakta uyumaktadırlar. Sonunda bozgun. Aç ve hasta halde çok sayıda Mehmetçik çaresiz memleketlerine dönüyorlardı. Bazıları ormanda saklanıyor, gece yola devam edebiliyordu. Bunlara da kıtlık ve açlık içindeki Bolulular, ellerinden gelen yardımı esirgememişlerdir.

Bolu'da ise hala, İttihatçı-Hürriyetçi kavgası vardı. Ali Seydi Bey'den sonra Reşad, ondan sonra da mutasarrıf olarak Bolu'ya Abdülkadir Bey gönderildi. Artık bir devrin sonuna gelinmişti. Sancağın resmi organı Bolu Gazetesinde bir haber herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. Zira: "Mondros'ta, Mütareke imzalandı. Padişah da onayladı." deniliyordu.